Bibliyoterapi

Robert Graves: “Yunan Mitleri”, 1. Cilt Giriş

| Nalan for Hygeia | Yorum bırak

Katolik Kilisesi’nin temsilcileri ortaçağda Büyük Britanya’ya, kutsal tarihin bütün külliyatıyla birlikte, Kıta Avrupası’nın Yunan ve Latin klasikleri üzerine kurulu üniversite sistemini de getirdiler. Kral Arthur, Warwickli Guy, Robin Hood, Leicester’in Mavi Cadısı ve Kral Lear gibi yerel efsanelerin kitleler için oldukça uygun olduğu düşünülüyordu. Bununla birlikte Tudor hanedanının erken döneminde ruhban sınıfı ve eğitimli sınıflar Ovidius ve Vergilius mitleriyle Troya Savaşı’nın dil okulları için hazırlanmış özetlerine çok daha sık başvuruyorlardı. Bu nedenle 16. ve 19. yüzyıllar arasındaki resmi kabul görmüş İngiliz edebiyatı ancak Yunan mitolojisinin ışığında adamakıllı anlaşılabilse de, klasikler sonraki dönemlerde okullarda ve üniversitelerde o denli önemini yitirdi ki artık eğitimli bir insanın Deukalion’u, Pelops’u, Daidalos’u, Oinone’yi, Laokoon’u ya da Antigone’yi bilmesi beklenmiyor. Bu mitlerle ilgili günümüzün genel geçer bilgileri, büyük ölçüde Kingsley’nin Heroes’u ve Hawthorne’un Tanglewood Tales’i gibi peri masallarına dayanıyor. İlk bakışta bunun pek önemi yokmuş gibi görünür, çünkü Kutsal Kitap’ın manevi anlamının daha önemli olduğunu vurgulamak amacıyla Kilise’nin doğal olarak küçümsediği tuhaf, saçma sapan hayaller ve Yunan entelektüel birikiminin çocukluk döneminden kalma cezbedici bir miras olarak görüp bu mitleri bir kenara atmak son iki bin yıldır moda haline gelmiştir. Yine de bunların erken dönem Avrupa tarihi, dini ve sosyolojisiyle ilgili çalışmalar bakımından taşıdığı önemi abartmamak gerekir.

“Hayali” [chimerical], “dişi keçi” anlamına gelen khimaira kelimesinin sıfat halidir. Bundan 4000 yıl öncesi için düşünüldüğünde khimaira, bugünün herhangi bir dini, ticari ambleminden ya da hanedan armasından daha tuhaf karşılanmamış olsa gerek. Khimaira (Homeros’un aktardığına göre) aslan başlı, keçi vücutlu ve yılan kuyruklu, karma görünüşlü bir hayvandı. Karkamış’taki bir Hitit tapınağının duvarlarında da bir Khimaira kabartması bulunmuştur; büyük ihtimalle Sphinks, tek boynuzlu at ve diğer benzer karma biçimli hayvanlar gibi o da aslında bir takvim simgesidir. Vücudunu oluşturan her bir unsur, Gök’ün Kraliçesi’nin kutsal yılının bir mevsimini temsil eder; Sicilyalı Diodoros’a göre, Tanrıça’nın kaplumbağa kabuğundan yapılmış lirinin üç telinin her biri gibi. Söz konusu kadim üç mevsimli yıl, Nilsson’ın Primitive Time Reckoning’inde (1920) tartışılmıştır.

Gel gelelim Yunan mitolojisinin engin ve düzensiz külliyatının Girit, Mısır, Filistin, Frigya, Babil ve başka yerlerden ithal bölümlerini içeren yalnızca küçük bir kısmı, Khimaira sayesinde hakkıyla gerçek mit olarak sınıflandırılabilir. Gerçek mit, halk festivallerinde icra edilen ritüel amaçlı pantomimin kısa öykü şeklinde özetlenmiş hali olarak tanımlanabilir; aynı tanım birçok durumda tapınak duvarları, vazolar, mühürler, çanaklar, aynalar, sandıklar, kalkanlar, duvar halıları vb. üzerine resmedilerek aktarılan anlatımlar için de geçerlidir. Atfedilen ikonografik veya sözlü anlatımları her bir kavmin, klanın ya da şehrin dini kurumları için başlıca otorite ya da tüzük haline gelen Khimaira ve takvim hayvanı türdeşleri, bu teatral gösterilerde büyük ölçüde boy göstermiş olmalıdır. Bunların konuları, kutsal bir kraliçeliğin ya da krallığın –anlaşıldığı kadarıyla Yunanca konuşulan bölgelerde krallıklardan önce kraliçelikler var olmuştur– verimliliğini ya da istikrarını destekleyen, koşullar gerektirdikçe bunlarda yapılan değişiklikleri düzenleyen eski büyülerden oluşuyordu. Lukianos On The Dance adlı denemesinde, MS 2. yüzyılda hâlâ sahnelenen çok sayıda ritüel amaçlı pantomimi sıralar; Pausanias’ın Delphoi’deki tapınak resimleriyle Kypselos’un sandığı üzerindeki yontular hakkındaki betimlemesi, bugüne en ufak izi kalmamış muazzam miktardaki çeşitli mitolojik kayıtların söz konusu dönemde varlığını henüz koruduğunu
düşündürür.

Gerçek mit şunlardan ayrı tutulmalıdır:

  1. Hesiodos’un kozmogonisindeki gibi felsefi bir alegoriden.
  2. Admetos’un, arabasına aslan ve yabandomuzu koşmasında olduğu gibi mitlerin artık anlaşılmayan “etiyolojik” açıklamalarından.
  3. Silenos’un Atlantis tasvirindeki gibi hiciv ve parodilerden.
  4. Narkissos ve Ekho hikâyesi gibi duygusal masallardan.
  5. Arion’un yunus balığıyla macerası gibi süslü püslü hikâyelerden.
  6. Kephalos ve Prokris hikâyesi gibi halka mal olmuş aşk hikâ-
    yelerinden.
  7. Theseus’un Attika’yı federasyon haline getirişindeki gibi siyasi
    propagandadan.
  8. Eriphyle’nin kolyesi hikâyesi gibi ahlaki efsaneden.
  9. Herakles, Pan ve Omphale’nin yatak odası komedisi gibi gü-
    lünç anekdotlardan.
  10. Testor ve kızlarının hikâyesindeki gibi yapmacık melodramdan.
  11. İlyada’nın anasavında olduğu gibi hamasi destanlardan.
  12. Odysseus’un Phaiakları ziyareti gibi gerçekçi kurmacadan.

Bununla beraber birçok gerçek mitik unsur en az umut vaat eden hikâyelerde saklıdır ve belli bir mitin en bütünlüklü ya da en aydınlatıcı versiyonunu nadiren tek bir yazar sağlayabilir. Ayrıca özgün hali aranırken, yazılı kaynak ne kadar eskiyse o kadar güvenilir olacağı varsayılmamalıdır. Örneğin İskenderiyeli oyunbaz Kallimakhos, Augustus döneminin uçarı şairi Ovidius veya Bizans’ın geç döneminden yavan Tzetzes sıklıkla mitlerin, Hesiodos ya da Yunan tragedya yazarlarının sunduklarından daha eski versiyonlarını sunarlar. Benzer şekilde, 13. yüzyıla ait Excidium Troiae’nin bazı kısımları mit açısından İlyada’dan daha gerçektir. Mitolojik ya da sözde mitolojik bir anlatımı düzyazıya çevirirken her zaman isimlere, kavimlerin kökenlerine, karakterlerin yazgılarına çok dikkat edilmeli, sonra da mit dramatik kalıbına kavuşturulmalıdır; böylece içinde geçen rastlantısal olaylar zaman zaman, bambaşka bir hikâye örüntüsüyle sunulan başka bir mitle benzerlik gösterecek ve elde edilen biçim her ikisine de ışık tutacaktır.

Yunan mitolojisi üzerine yapılacak bir çalışmaya, Ari istilacıların uzak kuzeyden ve doğudan gelişi öncesinde Avrupa’da var olan dini ve siyasi sistemlerin değerlendirilmesiyle başlanmalıdır. Varlığını günümüze dek korumuş arkeolojik bulgulara ve mitlere dayanarak neolitik çağda Avrupa’nın tamamının; Suriye ve Libya’da da bilinen ve pek çok unvanına sahip Ana Tanrıça’ya tapınma üzerine kurulu, dikkate değer ölçüde homojen bir dini düşünce sistemine sahip olduğu söylenebilir.

Robert Graves, “Yunan Mitleri” (1.Cilt – Giriş, çeviri Uğur Akpur; editöryal değişiklik ve düzeltilerle yeni baskıdan alıntı, 2020)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR HYGEIA TURKEY 2020