Via Tecta (Kutsal Yol)

Spiritüel Materyalizm Hakkında

| Nicolas for Hygeia | Yorum bırak

Karl von Eckartshausen, ‘Auffchlusse zur Magie’_Frontispice.München_1788.

*

Bu yazıyı da Temmuz 2017’de yayınlamıştık. Mevcut durumu tarif ettiği için tekrar paylaşmak istedik.

Yazan: Nicolas Lecerf

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

Özünde birbirinden zıt anlamlara sahip olan iki kelimeyi bu şekilde bir araya getirmek garip aslında. Spiritüel, spiritüel dünyadan, materyalizm ise maddesel dünyadan. Peki, nasıl oluyor da şimdi birlikte kullanıldıkları bu ironi çağında yaşıyoruz, hâlbuki geçmiş yüzyıllarda büyüleyici bir sarkaç hareketi misali biri diğerini ezip geçmeye, ondan üstün olmaya çalışıyordu?

Spiritüel materyalizm günlük hayatımızda yer eden bir hastalık olup yaşamımızın tüm alanlarında mevcuttur; bize özgü yaşam ağına örülmüş olan intibası bizi bireysel ve kolektif anlamda etkilemektedir.

Altın Çağı’nın sonuna gelindiğini gösteren ve birbirine muhalefet eden ikiliklerin çatışmalarının başladığı Büyük Bölünme çıkış noktasıdır. Acımasız bir değişim değildi; aksine insan olarak yaşamı Toprak Ana ve Evrenle benzersiz ve belirli bir işlevle genele hizmet eden TEK bedende yaşama kabiliyetimiz yavaş yavaş bastırıldı. Gitgide sağlıklı bir beden olarak hareket etme yeteneğimizi kaybettik. Bu yüzden de binlerce yıldır bağlantısızlık içinde, ayrılık yaratan, ikili bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Bu toplumda korkudan ötürü herkes birbiriyle ölümlü bir rekabete girip savaşıyor.

Birlik doğal, ayrılık kültüreldir; işte toplumumuzdaki tartışmaların gündeminden düşmeyen ‘Doğa Kültür Karşıtlığı’ paradigması. İnsan doğası gereği iyi olup toplumun ona biçtiği rol ve duyduğu ihtiyaçlarından dolayı mı şımardı? Ya da İnsan doğası gereği iyi olmayıp kültür mü İyi ve Kötü’nün anlamını keşfetme konusunda onu ‘eğitiyor’? Toplumumuzun dışladığı ‘ilkel’ toplumları keşfettiğimizde sonuncusunun başarısızlığa uğradığını gördük. İçinde yaşadığımız insan yiyici, ekosistemi yıkıcı ve şekillendirip indirgeyen toplumun pervasızlığına karşın İnsanlığın varoluşunun başlangıcından gelen bilgelikleriyle yaşam biçimimizi şifalandırıp onu tekrar keşfetmemize neden olabilirler – eğer onları dinlemeyi kayda değer bulursak. Kızılderililer, Avustralyalı Aborjinler, And Dağları veya Amazon Ormanları’nda yaşayan Güney Amerikalı yerliler, Afrika’nın Pigmeleri, aynı kıtadaki Dogonlar vs… ‘Yerliler’ hiçbir zaman yaptıklarımızı unutmadılar ve bu onlara büyük bir acı verdi. Onlara büyük bir zarar vermiş olsak bile hala bize yardım etmeye hazırlar, çünkü affetme kolektif bir geri ödeme olup toplumumuzun yeniden başlamasının anahtarıdır.

‘Medeni’ toplumumuz bundan korkuyor, bundan dolayı son zamanlarda ‘yerlilere’ karşı yapılan sonsuz tacizlere tanık olduk. Onlara karşı duyulan öfke onları daha da güçlü kıldı. Bu şiddet ve acımasızlık, bizi kontrol etmeye adanmış olanların artık sonunun başına gelindiğinin bir işaretidir. Bize verebilecekleri bir şey yok, ancak buna rağmen hala hesap vermeden beden, ruh ve zihinlerimize tecavüz edebileceklerini hayal ediyorlar.

Augustus Masters’in ‘Spiritüel Baypas’ adlı o güzel kitabı övmekle bitiremeyiz. Masters kitapta spiritüel materyalizmin belirtilerini analiz edip bu süptil durumdan kurtulmamızın ipuçlarını veriyor. Yazar araştırmasını ve ev ödevini yapmış, peki ya bizler?

Spiritüel materyalizm, ruhsal âlemi dikey bir bağlantı kurmadan talep ettiğimizde ve bundan dolayı sınırsız yatay çıkmazlarda sıkıştığımızda ortaya çıkar. Günümüzde çoğu insan kölesi olduğumuz matrikse ‘uyumlu hale’ getirilmeyen, adeta ‘ameliyat’ edilmeyen gerçek bir öğretiyi bulamıyor. Soyut olan somuta indirgeniyor, hatta soyut olanın hiçbir zaman var olmadığını iddia ediyoruz! Dikeylik ise yatay düzleme indirgeniyor ve burada da yine ikisinin bir olduğu ve başka bir olasılığının var olmadığını iddia ediyoruz. Tüm bunlar ‘uzmanların’ mutluluk için çeşit çeşit reçete dağıttığı, aynı zamanda psikosomatik hastalıkların tüm dünyaya yayıldığı bu iç karartıcı durumumuzu özetliyor… Boulgakov şaheseri olan ‘Üstad ve Margarita’da bir karakterin ağızından kibirli olan şu cümlenin çıkmasını sağlıyor: ‘Bizler ruhun mühendisleriyiz!’ İnsan olarak bu ruhsuz ajanlara karşı koymak, onları durdurmak görevimizdir. Onların bize kim olduğumuzu, ne yapmamız, ne giymemiz, ne yememiz, ne düşünmemiz vb. gerektiğini söylemeye hakkı yok.

Reçetelere uymak başarıya götürmeyecektir. Spiritüel materyalizm o kadar çok içimize işlemiş ki, kimse o reçeteleri hayata geçiremez, ancak herkes oyunu oynayıp bunun işe yaradığını ve ‘delice mutlu’ olduklarını iddia eder…

Doğayla tekrar bağlanabilmeyi temel bilen ve bu konuda ‘ilerleme’ kaydeden bir toplumu yeniden inşa edebilmek için spiritüel materyalizmden kurtulmanın yollarını aramalıyız. Etraflıca araştırılmış yataylığımızı tamamlayan ‘dikey’ yolları tekrar keşfedebilmek için kendimizi eğitmeliyiz. Tekrar iç dünyamıza dalıp, ayrı düşmenin yanılsamasından bizi sonsuza dek kurtaracak olan derman ve şifayı bulmalıyız. ‘Yeni sınır’ önümüzde değil, içimizdedir. Buna hazır mıyız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR HYGEIA TURKEY 2020