Via Tecta (Kutsal Yol)

Ruhsal Gelişim Sürecinde Paylaşılan Sorumluluklar

Yazan: Nalan Özkan Lecerf

Nico ile 2011 yılından bu yana birlikte ‘ruhsal eğitimler’ veriyoruz. ‘Ruhsal eğitimler’ kavramının neden tırnak içinde olduğunu açıklayayım: ‘Spiritüel’ kavramı günümüzde farklı çağrışımlar yapmakta olup, (bize göre) çoğu kez insanları ‘spiritüel olan’ ve ‘spiritüel olmayan’ diye sınıflandırmaktadır. Türkçede ‘ruhsal’ demek daha çok hoşuma gidiyor, çünkü bu şekilde ‘ruha dokunan’, ‘ruhu etkileyen’ her şeyi kapsıyor. Bu bağlamda özellikle Instagram hesabımızdan da geniş bir konu yelpazesiyle ‘var olmaya’ çalışıyoruz.

Tekrar eğitimlere dönelim. İlk yılım daha çok Nico’nun tercümanı rolündeydi. Kendi ruhsal yolculuğum EFT, Reiki, NLP ve Silva Metod ile başlamıştı, ancak sayesinde ruhumun aç olduğu daha derin bir öğreti olan Hermetizm dünyasına giriş yapmıştım. Büyük bir merakla bir taraftan konuları takip etmeye, aynı zamanda da benim için henüz yeni olan konuları aklım erdiğince Türkçeye çevirerek aktarmaya çalışıyordum. Zor ama bir o kadar da keyifli bir dönemdi. Tabiri caizse ‘içeriğe ısındıkça’ 2012 yılından sonra tercümanlığın yanı sıra arka planda eğitimlerin yapılandırılmasında rol aldım ve bu noktada derslerde sıkça dile getirdiğimiz ‘alıcılık’ (İng. ‘receptivity’) sürecini deneyimledim. Bir arketipin bedenlenmiş hali ilham kaynağım olup bana adeta yol gösteriyordu. Sürecin neresinde alıcılığımla evrene ‘bağlandığımı’, nerede zihnim devreye girdiğini çok net bir şekilde ayıracak hale gelmiştim. Bu benim gibi çocukluğunda dünyaya daha çok sağ beyniyle bakan, ancak belli bir yaştan sonra içinde bulunduğu koşullardan dolayı (üniversite, kurumsal hayat, vb.) sol beyniyle hayatta kalmaya çalışan biri için çok değerli bir kazanımdı.

2015 yılında oğlumuz Cihan doğdu ve olan oldu: Hormonal değişiklikler beni altüst etti ve her şeyi sorgulamaya başladım. Karanlık bir tünelin içindeydim ve uzun bir süre ışığı göremedim. Söz konusu tünelde bana ilham olan, az önce bahsi geçen o arketip bana eşlik etmiyordu. Şimdi geriye baktığımda görüyorum ki, o benimle bağlantı kurmaktan vazgeçmemişti. Ben onunla iletişime girmeyi ret etmiştim. Peki tüm bu yazdıklarımın başlıkla (Ruhsal Gelişim Sürecinde Paylaşılan Sorumluluklar) ne ilgisi var? Bağlantıları kurmak üzere zemini hazırlamaya devam edelim ve tekrar eğitim konusuna dönelim.

Hem verdiğimiz hem katıldığımız birçok eğitimde öğrencileri gözlemleme şansımız oldu. Bu bağlamda bazı davranış biçimlerinin sıklıkla meydana geldiğini gördük. En önemli bulduklarımızı burada kısaca sıralayalım:

  1. Öğrencinin öğretmen (hoca) tarafından onaylanma isteği: Sürekli olarak öğretmenle göz teması kurmaya çalışmak. Sıkça söz alarak diğer katılımcılara alan bırakmamak. Hocayı sürekli onaylamak/övmek (öğretmen bir ‘guru’ ise, öğrenci de o ‘gurunun’ öğrencisidir neticede). Bu liste uzayıp derinleşebilir, ancak buradaki amacımız psikolojik nedenlere varmak değil.
  2. Öğrencinin şahsi gelişim sürecini öğretmene teslim etme arzusu: Öğretmenin söylediği birçok şeyi kendi düşünce sürecinden geçirmeden hemen onaylamak. Görülen rüyaların, yaşanan deneyimlerin öğretmen tarafından yorumlanmasını beklemek. Kendisinin karar verebileceği konuları öğretmene danışarak kararı öğretmenin vermesini istemek (“Bu eğitime gitmeli miyim hocam?”). İlave örnekler burada da verilebilir.
  3. Öğrencinin öğretmene kızgınlığı: Bu kızgınlık eğitim sürecinin herhangi bir aşamasında ortaya çıkabilir. Tetik noktası, öğretmenin öğrenci tarafından beklenen davranışı sergilemiyor olmasıdır.

‘Öğretmen-öğrenci’ ilişkileri daima hassasiyetle yaklaşılması gereken bir olgudur. Eğitimin içeriği kadar önemli olan bu içeriğin nasıl aktarıldığı ve öğrencinin sürece nasıl yaklaştığıdır.

Llewellyn Vaughan-Lee “Kalbin Dönüşümü” kitabında bu konuyu aşağıdaki gibi ele alarak daha çok öğretmenin sorumluluklarının altını çizmektedir (s. 116-117, çevirmen Sema Krebs, İnsan Yayınları 2014):

“[…] Mürşid çoğunlukla yolcunun yüksek benliğinin yansıtmasını taşıyandır. Bizim kendi yüksek benliğimizin öylesine müthiş derin saygı uyandırıcı ve parlak dinamik hali vardır ki, başlangıçta onu bizim kendimizden bir parça olarak kabul etmemiz çok zor oluyor. Bu içimizdeki yol gösteren bilgeliğin kendimizden bir parça olduğunu kabul etmek yerine onu, kendisinin nur ve bilgelikle dolu olduğunu düşündüğümüz bir mürşide projeksiyon yapmamız daha kolaydır. Bu projeksiyon sayesinde daha önce tanıyıp kabullenmediğimiz bir tarafımız, sanki başka birisine ait gibi görünmesine rağmen, kendi bilincine varacaktır. Arayan, kendi yüksek benliğini mürşide yansıtarak, kendi tanrısal ruhu ile bir ilişkiye girer ve çoğunlukla mürşidin yüksek benliği temsil ettiği rüyalar şeklinde açığa çıkar. Böylece talib, özündeki varlığının hakiki yapısı onu yakmadan, korkutmadan, mürşidi ile olan ilişkisi sayesinde, yüksek benliği ile irtibata geçebilir ve ona yavaş yavaş alışabilir.

Mürşid, yolcunun egosu veya kişiliği ile değil, onun hakikate olan arzusu ile ilişkiye girer. Mürşid daha ilk karşılaşmada, talibin manevi potansiyelini görür ve buna en başta yer verir. Talebinin bilincinde saklı kalan bu durum, kendi tecrübelerinden kalbin hasretini tanıyan mürşid için, tamamıyla aşikardır. Mürşid içgüdüsel olarak öğrencinin kendi nuruna erişip çemberine girebileceği vakit gelene kadar, içerideki dikkatinin en yüksek hedefe konsantre kalmasını sağlar ve onun manevi potansiyelini korur.

Yüksek benliğin mürşide yansıtılması, kendi içimizdeki tanrısallığın bilincine varmamızı sağlayan gelişimin önemli bir parçasıdır. Bu yansıtmanın tehlikesi, kendi manevi otoritemizi ve gücümüzü mürşide teslim etmemizdir. Eğer mürşidin herhangi bir şekilde mürşid olmaya bağımlılığı varsa, o zaman ihtimalle, bu yansımayı, öğrenci hazır olduğu zamanda geri vermek istemeyeceğidir. Bu durum, bazı tapınma yapılı gruplarda, eğer mürşid ruhani rehberliğinden zevk alıyorsa oluşur ve böylece mürşid, öğrencinin gelişimine çok kuvvetli bir engel haline gelir. Hakiki bir mürşid her çeşit bağımlılıktan arınmıştır ve öğrencinin bağımlılığını hissederse bu tutukluluk şemasını, çoğunlukla onu bir müddet için gruptan uzaklaştırarak kırar ve önler. Öğrenci böylece kendisi ile baş başa kalır ve kendi kendine içsel rehberliği bulmak zorunda kalır.

[…] İçsel yolculukta, dışarıdaki her çeşit ilişki bir sınırlama teşkil eder. […]”

Kendi deneyimlerimiz ve tefekkürümüzden çıkan ilave bir husus ise öğrencinin de sorumluluklarının farkına varmasıdır. Nedeni ise özellikle ruhsal gelişim konularında öğrenci kendini öğretmenden ayrıştırmadığı sürece gelişimi sekteye uğrayacağıdır. Dolayısıyla tüm eğitim süreci öğretmen tarafından buna göre yapılandırılmalı, öğrenci eğitim süreci esnasında bilgiyi öğrenme çabasının yanı sıra o karanlık tünele girmeli, bu bilgileri kendi süzgecinden geçirmeli, disiplinli bir öz-gözlem ile bu bilgilerin kendindeki yansımasını anlamaya çalışmalı, onları pratik etmeli, deneyimlemeli ve sonunda kendine özgün bir anlayış ile ortaya çıkmalıdır. Ancak öğrenci tarafından da sahip çıkılan bir süreç tamamlanmış sayılır.

Hygeia’nın çatısı altında ruhsal-zihinsel-bedensel gelişim sürecinde aktif rol oynayan öğrencilerle ‘katılımcı bir yaklaşım’ hedefliyoruz.

Görsel: FJ Bertuch’un (1747–1822) efsanevi yaratıkları gösteren bir kitabında yer alan anka kuşu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR HYGEIA TURKEY 2020