Via Tecta (Kutsal Yol)

Nalan & Nico: HYGEIA’yı Neden Kurduk?

| Nalan for Hygeia | Yorum bırak

Nicolas: “HYGEIA’yı Kutlayalım”


HYGEIA’nın önceki çalışmalarımız olan Doğu Yolcuları ve Scola Hermetica’dan farkı nedir?

Ya da kısacası: Nerelerden Geldik? Nereye Gidiyoruz?

Scola Hermetica, artık var olmayan ya da temel misyonundan uzaklaşarak yozlaşmış olan farklı inisiyatik okulların  bir mirası olarak aktarılan hermetik öğretinin tarafımızdan oluşturulmuş bir senteziydi. Aktarım öğretmenden öğrenciye yapılırdı. Aktarım şekli talepkar (ç.n. verilen ödevlerin, çalışmaların kesinlikle yerine getirilmesi beklenirdi), tepeden inmeydi (ç.n. emir-komuta zinciri misali düşünün), bunun yanı sıra içinde yaşadığımız yüzeysel toplumlarda gösterilmesi zor bir adanmışlık beklenmekteydi. Aktarımın özünde yarı-yogik sayılabilecek bir disiplin ile erdemlerimizi keşfetmek, dış ve iç duyuların uyandırılmasıyla bize atanmış olan koruyucu meleğimiz ve ruhsal hiyerarşilerle bağlantı içinde olmak vardı. Öğretimizi paylaşırken bizi zorlayan kısım, kişisel gelişimden toplumsal gelişime geçişi yönetmekteydi. Bu, inisiyatik okulların zayıf noktasıdır ve Scola’da, bireysel tezahür ve saha projeleriyle topluma adanmış bir nesil yetiştirmeyi başaramadık. Eğitimlerimize katılmış birçok öğrenci paylaştığımız öğretiyi kalıplaştırıp orada donup kaldı, onu içselleştirip kendine özgü yaşam deneyimine dönüştürmedi. Gözlemlediğimiz bir diğer sorun da genç neslin içsel çalışma için gereken disiplinden ve odaklanmadan yoksun olmasıydı. Öğretinin duygusal ve zihinsel seviyede kalmaması için teoriyi pratiğe dökecek farkındalık ve sabırdan yoksundular. Ayrıca, inisiyatif alamama, yaratıcı dürtünün eksik olması ve kişisel sentezlerin ortaya çıkmaması bireysel ve grup ritüel inisiyasyon deneyimini sonlandırmamıza neden oldu.

Öğretimizi paylaşmak için geliştirdiğimiz bir diğer ‘araç’ ise Doğu Yolcuları’ydı. Bireysel ve grup çalışmaları için rehber olarak Hermann Hesse’nin ‘Doğu Yolculuğu’ başlıklı kitabına başvurmuştuk. Tepeden inme olmayan (ç.n. emir komuta zincirini takip etmeyen), öz-farkındalığı uyandırmaya ve kendini geliştirmeye davet eden, toplumsal gelişimine işaret eden araç ve yöntemler kullandık. Hermann Hesse’nin kitabı hem kişisel hem de kişilerarası gelişim için harika bir başlangıç noktasıdır. Scola’dan çok daha iyiydi, ancak toplumsal gelişim noktası yine zayıf kalmıştı. Nalan ile aradığımız şey bu değildi. Hermann Hesse ile hala aşina olduğumuz Batı ezoterizme güveniyorduk. Programımız doğal bir şekilde son bulduğunda bir sonraki girişimimizi tefekkür etmek için biraz ara verdik.

Sonra HYGEIA hayat buldu. Bilgi bir kapsüle hapsedilip kalıplaştırılamaz. Bilgi canlıdır, şeklin ötesindedir. Her zaman kendisini ifade etmek için en doğru aracı, en iyi ortamı bulur. Yaşam koşulları her çağda aynı değildir ama insanlık özünde aynı kalır. Bizler birer rehber ve danışmanız, bireylere ve gruplara öz-sevgi ve öz-inisiyasyon konulu hizmet ve programlar sunarız. Paylaştıklarımızla ruh-zihin-beden dengesinin hedeflendiği, yaşam tarzı, beslenme ve anlamlı bir uğraş ile kronik hastalık ve zihinsel bozuklukları alt edecek bir kalkanın oluşturulduğu ortamlar yaratırız. Çalışmalarımız ruh-zihin-beden bağışıklığını güçlendirip hem kendimizin hem de toplumun en iyi ifadesine adanmış bir yaşamın temelini atmayı hedefler. İç ve dış dünyamızda yansımasını bulan kişisel gelişimimizi kolaylaştıran kadim mitolojinin arketiplerine başvuruyoruz. Bir kişi kendi dönüşüm sürecine sahip çıktığında, onu içselleştirdiğinde sürdürülebilir bir sonuç meydana gelebilir. Çalışmalarımızda eklektik olup (ç.n. birçok kaynaktan beslenme) bireylerin ihtiyaçlarına göre kendilerine özgü hale getirebileceği egzersiz ve teknikler öneriyoruz. Bilgi ve rehberlik, kişisel ihtiyaçlara yönelik bireyselleştirilmiş yanıtlardır ve birlikte çalıştığımız her kişinin kendisini bulmasına yardımcı oluyoruz. Arzu ettiğimiz ‘araç’ı bulduğumuzu biliyoruz. Bize zengin deneyimler yaşama fırsatı verildi ve şimdi onları toplum için yararlı hissettiğimiz şekilde uygulamaya koyuyoruz. Bu çok büyük bir neşe kaynağı, yürek açan bir nimettir.


Nalan: “HYGEIA Bize Yol Gösteriyor”


HYGEIA çatısı altında yer alan hizmetlere nasıl karar verdiniz? Neden “HYGEIA” adını seçtiniz?

Hayatımın ilk yarısında birkaç rahatsızlığın dışında pek hasta olmazdım. Çocukluğum ve ergenliğim Almanya’da geçmişti, kendimi okulun yanı sıra okumaya, dansa, müziğe ve çizime veriyordum. Türkiye’ye temelli dönüş yaptığımız gün İstanbul Atatürk havaalanından Edirne’ye geçerken geçirdiğimiz trafik kazasıyla ve birkaç hafta sonra yakın bir arkadaşımı trafik kazasında kaybetmemle birlikte hayatımdaki birçok dönüm noktası bir araya gelmişti.

Geriye dönüp o zamana baktığımda ölümden dönen babamın aylarca hastanede yatması veya arkadaşımın tabutunu merhum anneannemin evinin önünde görmem beni günlerce ağlattığını hatırlamıyorum. Kayıtsız mıydım acaba diye düşündürten bu gerçek aslında o olaylarla birlikte muhtemelen donduğumu düşünüyorum bugünkü bilgimle. Ruhum, bedenim buz kesilmişti çünkü hayat mücadelesi başlamıştı. Mekanizmam ‘hayatta kalmalısın’ diyordu. Kazadan birkaç hafta sonra Edirne’de dershane, bir yıl sonra İstanbul’da üniversite, sonrasında kurumsal hayat derken yaşam devam ediyordu. Okumalar azalıyordu. Dans etmeye, müzik dinlemeye ve çizim yapmaya vakit yoktu artık. Daha ‘önemli’ işler vardı. Reklam, film ve sohbetlerde tasvir edilen, şık elbiselerle kuaförde yapılmış saçlarla uluslar arası bir firmada çalışan bir iş kadınıydım ben.

19 yılım bu şekilde geçti. Bu 19 yılın içinde acısıyla tatlısıyla birçok tecrübe ve anı barınıyor. Bilenler bilir, şahit olanlar anımsar. İlk psikosomatik rahatsızlığımı da bu yıllarda geçirdim. Karnımda (evet, solar pleksus çakrasında) kramplar yaşıyordum, şişkinliklerim oluyordu. Fiziksel olarak doktorlar bir şey bulamıyor, psikolojik nedenler tetikliyor bu şikayetleri diyorlardı.

40 yaşına geldiğimde oğlumuz Cihan doğdu. Hayatımda birçok şeyi sorgulamaya başladığım döneme girmiştim. Doğum sonrası tecrübe ettiğim postnatal depresyon çok vahimdi. Bunun temel nedeni sistemin içinde birçok şeyin bana artık çok ters gelmesiydi. Çocuğumun bana ihtiyacı varken neden çalışmak zorundaydım? Onu emzirebilmek için sistem neden sadece belli bir süre izin veriyordu? Kendimiz için ‘daha iyi koşullar’ yaratalım derken neden doğadan, ailelerimizden, birçok şeyden uzak kalıyorduk? Bu dönemde ufak tefek rahatsızlıklar başladı.

Kurumsal hayatın dışında eşim Nicolas ile yıllardır ruhsal gelişim alanında eğitimler verdik. Cihan’ın doğumuyla birlikte bu alandaki eğitimlerimiz azaldı, birtakım koşullardan dolayı azalmak zorunda kaldı. Oğlumuzla birlikte artık iki değil, üç kişilik bir konstelasyonun, sistemin içindeydik. Elbette onun getireceği değişimler, yönlendirmeler, bize tutacağı aynalar vardı. Bununla birlikte zaten sürekli gözden geçirdiğim kimliğimin bana artık hizmet etmediğini acı tatlı olaylarla fark etmiş oldum. Beni Yaratıcı Drama eğitmenlik eğitimi almaya iten işte bu farkındalık oldu. Her atölyeye pür dikkatle girdiğim bu eğitim iç dünyama kapanan kapıları tekrar açtı. İnsanın yarattığı ‘zaman’ çerçevesinin beni ne kadar yönlendirdiğini, bu bağlamda her şeyi kontrol altında tutmaya/organize etmeye çalıştığımı, toplumun annelik rolüne istinaden yarattığı beklentinin altında ne kadar ezildiğimi fark ettim. Bunu fark ettiren de yaratıcı dramanın özünde yer alan kendiliğindenlik (spontane olma) ve grup (aynalama) olgularıydı.

Sanırsam bu farkındalıklar birinin görevini tehlikeye atıyor, başka bir tabirle onu korkutuyordu: Amigdalamı, yani sürüngen beynimi. Bu dönemde çalıştığım şirkette yaşadığım görev değişikliğiyle de birlikte sinir sistemin sürekli sempatik moddaydı. Her yerden ve sürekli gelebilecek, altından kalkmam gereken bir ‘tehlike’ seziyordum. Eskiden ‘insan’ VE ‘görev odaklı’ çalışmayı az çok başarıyorken git gide daha çok göreve odaklanmaya başlamıştım. Bu da beni benden uzaklaştırıyor, beni çok mutsuz ediyordu. O dönemde fiziksel bedenimde yaşadığım rahatsızlıklar sıklaşmaya başladı.

Yaşananlarla birlikte durdurulamayacak olan bir sürece girdiğim (ölüm) korkusuyla psikolojik faktörler de tetiklenmişti. Ruh, zihin ve beden bütünlüğünü olumsuz etkileyen bir kısır döngü oluşmuştu. Bu hastalıklardan ikisi kronik hastalık sınıfına giren yüksek tansiyon ve hipotiroidiydi. Modern tıbbın verebileceği cevapları araştırırken kronik hastalıklarda genellikle genetik yatkınlığa gönderi yapıldığını gördüm. Hastanın ömür boyu ilaç alımına mahkum edilmesiyle konunun kapatıldığı, hastalığın kök sebeplerine inmekten ziyade sadece semptomların ‘yönetildiğini’ (aslında bastırıldığını) deneyimledim. Dr.Caldwell Esselstyn’in “Genetik sadece silahı doldurur, tetiği çeken hayat tarzınızdır” deyiminden ilham alarak Fonksiyonel Tıp Platformu’nun sunduğu bir eğitime katılarak yaşam tarzı değişikliğine gittim. Zeynep Aksoy’un Advayta Yoga Uzmanlık Programı’nda öğrendiğim ve bedenime iyi gelen hareketi, nefesi, meditasyonu ve mindfulness yaklaşımını hayatıma kattım.

Fonksiyonel Tıp alanında konuları derinlemesine dinledikçe ve vaka analizleri gördükçe oluşmakta olan farkındalığı merak eden, ihtiyacı olan herkesle paylaşma ihtiyacını hissettim. Ayrıca bir anne olarak bu farkındalığı bir sonraki nesile de miras olarak aktarmak istedim.

Yeni oluşumumuza neden “Hygeia” adını verdik? diye merak ediyorsanız, “işte bu tecrübelerimize dayanarak” diye cevap verebilirim. Tecrübe ettiklerimizi özetleyecek olursak

zihnimiz, ruhumuz ve fiziksel bedenimiz hastalanabilir. Unutmayın ki “Hygeia” koruyucu sağlığın arketipidir. Hastalık baş göstermeden ‘içimizdeki gerilim’e eğilmekte fayda var.

Merak edenler için son olarak şu soruyu cevaplayayım: “Sen tamamen iyileştin mi Nalan?”.

Henüz tamamen iyileşmedim, sürecim devam ediyor. Ama yaptığım çalışmaların faydasını kesinlikle gördüm ve görmeye devam ediyorum. Bu bağlamda tansiyon ve tiroit ilaçlarımın dozu (doktor tarafından) azaltıldı. Göğsümde 6 ayda bir oluşan kistler kayboldu. Sürekli rahatsızlıklar yaşadığım döngüden çıktım. Bununla birlikte anksiyetem büyük ölçüde azaldı. İhtiyaç hissettiğimde boyun düzleşmesi için egzersizlerimi yapıyorum, donuk omzumu yin yoga ile iyileştirdim. Son birkaç yıl kış ayları zor geçiyordu, sürekli boğaz enfeksiyonları geçiriyordum. Geçtiğimiz kış çok rahat geçti, bir – iki günlük boğaz rahatsızlıkları ilaca gerek duymadan geçti, C*v*d’i bile çok rahat bir şekilde atlattık (bkz. öne çıkanlarda ‘Covid’). Cihan ilkokula başladı, ilk yılında birkaç kez rahatsızlandı, ancak eskiye nazaran çok daha hızlı toparladı. Çünkü tüm bu çalışmaların bağışıklık sistemini güçlendirdiği söyleniyor.

Tansiyona, tiroit rahatsızlığıma ve C*V*d sonrası tetiklenen egzamama istedikleri süreyi veriyorum. Onlar bana bir şey anlatıyor, artık bunu sadece zihinsel olarak değil, tüm ruhumla biliyorum. Cihan’ın doğumundan sonra atalarımın desteğini almaya hazır hale geldim (dürüst olayım, hazır hale gelmeye çalışıyorum). Yaşam tarzı değişikliği ile tamamen çözülemeyen kronik hastalıkların nedeni ataların çözemediği ve bu yüzden sonraki nesillere aktardıkları sorunlarla ilişkili olabilir düşüncesi mevcuttur (tansiyon, tiroit ve egzama – hepsi atalarımda var). Bu sebeple @radiagelişim’ in sunduğu aile dizimi seanslarına katılıyorum.

Yaşam kesinlikle en iyi okuldur. “Ol’dum ben ” dersen seni şaşırtır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR HYGEIA TURKEY 2020