Via Tecta (Kutsal Yol)

Büyük Bölünme – “Mavi Lotus Yaşam Tarzı Altındaki Mücadele”

| Nicolas for Hygeia | Yorum bırak

‘Kral’ın Kıyafetleri’ 1899 baskısından bir gravür, Helen Stratton tarafından çizilmiştir.

*

2014 yılında bir önceki bloğumuzda yayınlanmıştı (aşağıdaki linke bkz.). Mevcut durumumuzu tarif eden bir yazı olduğundan tekrar paylaşmayı uygun bulduk.

*

Yazan: Nicolas Lecerf

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

Toplumumuzun temelleri bir bölünmenin ifadesidir. İki farklı varoluşa ayrılan hücre gibi, yeryüzündeki arketip ‘Cennet Bahçesi’nin aynası olan Altın Çağ’ın bütüncül ve birleştiren göçebe hayatı yavaş yavaş doğal ve dönülemez olan bir bölünmeye doğru gitti. ‘Büyük Bölünme’, Altın Çağ’ın sembolik dram sonu, bildiğimiz dünyanın kurucu hareketidir.

‘Eski yollara’ sadık kalmayı seçenler, engin çayır ve bozkırlara, dağların yüksek zincirlerine, çöllerdeki uzak tepelere gidip, ova ve kıyıya yerleşen göçmenler için sadece birer ‘geçen serap’ olarak kaldı. Hatta bazıları Agartha, Shambalah, vb. efsanelerin esin kaynağı olan yeraltına veya ‘Himalaya Dağları’na ‘kayboldu’.

Diğerleri özel mülkiyete dayalı olan köyler, küçük kasabalar ve daha sonra şehirler kurdu. Bunlar çiftçi, tüccar ve dükkan sahibi oldu. Bu aynı zamanda toplumu yeniden üçe bölmenin doğuşudur: Yapanlar, düşünenler ve yönetenler.

Başlangıçta toprak sahipli değildi, nasıl olabilirdi ki? Paylaşılıyordu. Büyük Bölünmeden sonra sahiplenildi ve sonunda bir azınlık dünyanın evrensel kaynaklarını çalıp, böylece çoğunluğu kontrol altına aldı. Hep daha fazla servete sahip olmanın yatıştırılamayan iştahını sergileyen savaşçı krallıklar gibi. Bugünkü kurumlar, kimliğini gizleyen krallıklardır.

Toplumumuz ‘sahip olma’ (aslında, daha doğru bir ifadeyle ‘sahip olmama’) üzerine kurulmuştur ve bunun bedelini ‘varlığımızla’ ağır bir şekilde ödüyoruz. Toplumlarımızın tüm kuruluşu bölünmüş egoya dayanmakta olup, bu göçebe toplumların, o birleştirici kaynağın bölünmesinin sonucudur. Egolarımız hep ister. Bu, yaşamlarımızın doğal olmayan sürücüsüdür.

Yerleşen göçmenlerin toplumu olumsuz, göçebe hayatı ise tamamen olumlu değerleri baz alır. Bir toplum olumsuz değerler üzerine kurulu olması eşitsizliği, dengesizliği, kıtlığı doğurur. Hepsi ruhlarımızı olumsuz anlamda etkiler. Söz konusu olumsuz etkiler varlığımıza derin işler, trauma ve korku yaratır. İşte bu yöneten azınlığın çoğunluk üzerine kurduğu egemenliğin başlangıcıdır. Buradaki kilit nokta, korkudur. Organize dinlerin içsel dinamiğidir, çünkü sevgi göçebelerin arasındaki bağdır. Üstadların ‘huzurlu koyun’ ve hizmetkarları (beyaz yakalılar, mavi yakalılardan gerçekten farklı bir durumda mıdır?) elde etmek için 3 karanlık kültün – din, bilim ve politika – sahte tavrını takındıkları bunca nesilden sonra bu varlıklarımıza karşı işlenen şiddete doğal olarak başkaldıran genlerimize işlemiş olup, hastalalıkların ve psikolojik rahatsızlıkların kaynağıdır.

İnsanlar erken yaşlardan itibaren yara alır ve bu durum Bell Hooks’un bu alıntısında tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir: ‘Ataerkilliğin erkeklerden talep ettiği ilk şiddet eylemi, kadınlara karşı olan değildir. Bunun yerine ataerkillik, erkeklerden psişik boyutta kendilerine zarar vermelerini, duygusal parçalarını öldürmelerini talep ediyor. Eğer bir birey kendini duygusal anlamda sakatlayamıyorsa, o zaman o kişinin özgüvenine saldırmak üzere ataerkil erkeklerin güç ritüelleri sergileyeceğinden emin olabilirsiniz.’ ― Bell Hooks.

Sahip olmayı temel almış olan yeni toplumun başından varoluşları gereği doğa ve evrene yakın olan kadınlar, aşağı dereceye konumlandırıldılar, çünkü yönetenler ve 3 karanlık kült tarafından dünyanın kaynaklarının sistematik bir şekilde çalınmasına ve esir edilen yaşamlarımıza bir tehdit olarak algılandılar. Kadınlara eşsiz alıcı doğalarıyla onun başlıca sağ beyin aktivitelerine güvenmemeye ve onlara nasıl düşünmeleri ve yaşamaları gerektiğini gösterecek olan erkekleri takip etmeleri öğretildi. Süpriz olan ise kadınlara dayatılan modelin erkek olmasıdır! Sol beynin mazereti, düşüncenin duygulardan üstünlüğü, kadınları sahte tavırlar takınarak erkekleri taklit etmesine yönlendirdi. Bugün hala yaşamakta olan amazonların bu hayatta kalmak için verdiğimiz mücadelede elde ettikleri başarının bedeli ne kadar ağırdır. Dayatılan model, mantık, sol beynin aktivitesi olup, bizi özellikle insani kılan yaratıcılığın ve paylaşımın tüm sevincini ıskalar.

Eğitimimiz bizi ‘köleleştirir’ ve onların dayattığı matrikse uygun olmamızı sağlar. Uymazsak da birçok verimli yöntemle dışlanırız. Medya, radyo, televizyon, sinema ve şimdi the internet ve sözde ‘sosyal’ medya nasıl olmamız, neyi düşünmemiz, neyi satın almamız, neyi yapmamız vs. gerektiğini öğretir… Yine, eğer bu ‘yeryüzündeki cennet’e ayak uydurmazsak, farklı etiketlere büründürülmüş olarak toplumdan kovuluruz. Orwell’in ’1984’ ve Aldous Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’ kitabı bizleri uyardı, ancak onlara kulak asmayı tenezzül eden kimdi? Onlar ‘uyarıcılar’dan oluşan uzun bir listede yer alır, ancak bizlere onların betimlediği distopyaların hiçbir zaman olamayacağı inandırıldı… Ah, tatlı-acı ironi!

Kadınlara ev ve çocukların ‘eğitim’inden sorumlu olan anne modeli dayatılır. Erkekler ise orduya sürülür ve yönetenlerin ‘sahnelediği’ savaşlardan sağ salim çıktıklarında, yönetenlere fayda sağlayacak şekilde küçük esnaf ve ticaret alanında hizmet ederler. Kaç kadın ve erkek bu iki modelden sıyrılıp, bağımsız bir şekilde kendi potansiyelini ortaya çıkarmak, bir sanatçı, mucit, şair, yazar vb. olabilmek için acı çekti… Hepsi daha çok sağ beynini kullananlar bunlar. Birçoğu başarısız oldu, çevre, aile ve toplulukların dışına çıkamadı. 3 karanlık kültün sunaklarında kaç kişi kurban edildi?

Söz konusu sunaklarda başlıca kurban edenler – psikoloji ve psikiyatri – bu 3 külte oldukça soğuk bir verimlilikle hizmet eder; bu verimlilik, bazı Nazi ‘memurların’ ‘ nihai çözümü’ planlayıp organize ettikleri Wannsee Konferansı’nda gösterdikleri verimlilikle bir tutuabilir… Onlar üzerimizden kazanç elde eden, mirasımızı ve kültürümüzü tahrip edenlerin bekçi köpekleri olarak, ne yapmamız gerektiğini ve nasıl davranmamız gerektiğini söyler. Ancak zekaları üstadları tarafından özgün insan bilincimizin ‘gölgesi’nde bırakılmıştır… Bunların kara büyü yapanlardan farkı yoktur, hatta büyüleri daha da karanlıktır: Onlar varoluşlarımızdan yoksun bırakılan boş yaşamımızın normu olan karanlığı ve ‘sahte ışığı’ yapmayı becerirler. Eğer ki değerlerin tamamen tersine çevirilmesi ‘kötü’ değilse, nedir peki?

Değerlerin kötü niyetle tersine çevirilmesiyle birlikte karanlık 3 kültün özenli gözetiminde görünüşte olan her şey – spor, grup aktiviteleri, sinema, müzik, dans, barlar, restoranlar, parklar ve lunaparklar gibi – övülür…Zaman paradır ve bizler yönetenleri daha zengin ve güçlü kılmak adına kendimizi anlamsızca öldürüyoruz. Çalışmak ve ‘meşgul olmak’ moda haline geldi ve hepimiz yüzümüzde acılı bir sırıtmayla bu maskeli baloya katılıyoruz.

‘Kendini uzman ilan eden’ kişiler bize ‘nasıl olmamız’ gerektiğini öğretmek için gelirler. Ancak bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz gerçeği gizli saklı garanti altına alınmıştır, aksi takdirde bu tüm kölelik matriksine bir tehdit oluştururdu. Büyü ve büyüye yönlenen zihin her yerde bulunur, new age akımlarında, tüm ithal edilen ve moda haline gelip ego-gücünü öven korkutucu-seksi kundalini ve gizli tantraları barındıran yogalarda, özellikle kadınları ‘nötr’ haline getirmek üzere tasarlanan nefes terapilerinde, maalesef artık sağlıklı ilişkiler kuramayan daha çok Amazon kadınını yaratan tüm ‘kutsal dişilik’ gruplarında, modaya uygun ve pahalı farkındalık ve meditasyon öğretilerinde, ‘aniden ortaya çıkan’ yeni şamanik akımlarda (Don Juan öğretileri, günümüzde Ayahuasca, vs…). Son olarak dile getirilen akımlar, ‘Sır’ kitaplar dizisinden doğmuş olup, 3 karanlık kültün mühendisleri tarafından manipule edilmiştir. Böylece hiç kimse hiçbir zaman onların kontrol alanının dışına çıkıp gerçeği bulamayacaktır. Çünkü bu düzen enerjimizi ve özgürlüğümüzü verimli bir şekilde emen, soğukkanlı bir ticarettir. Cevapların ‘onlarda’ olduğu bize inandırıldı. Kendimizi bu zehirli yalanlarla dolaşık, içsel dinamiğimiz kırılmış bir şekilde bulduk. ‘Bizler ruhun mühendisleriyiz’ der kibirli bir şekilde Boulgakov’un ‘Üstad ve Margarita’sında yer alan bir karakter.

Şimdi toplumun tüm matriksinin çalkalandığını ve çökmekte olduğunu görüyoruz, çünkü doğa her zaman dönüş yolunu bulur. Mümkün olan her yolla yönetenlerin suç ortağını açığa çıkaran, deprem dalgası gibi meydana gelen skandallar görüyoruz. Bu korkunç gerçeklik kurgunun ötesinde! 3 karanlık kültün köleliğinde yaşamlarımızı sürdürmek ve azınlığa, ‘küresel işgal (occupy)’ hareketlerinin ortaya çıkartıdığı o ‘utanç verici %1’e hizmet üzere hazırlanan komploları keşfetmek şok etkisi yaratıyor. Birbiri ardına tüm sektörlerin insanlığa karşı yaratılan bu komplolarda yer aldığı açığa çıkartılıyor.

Bu ‘arınma’ hareketi içimizde izinsiz giren mikroplarla savaşan antikorlar gibidir. Şimdi bir şifalandırma süreci gerçekleşmekte olup, 3 karanlık kült tarafından elimizden alınan insanlığımızı ve yasal gücümüzü geri almak bize bağlıdır. ‘Artık yeter!’ İnsani sağduyu dikte ediyor. Bu olağandışı sorunlardan, biribirinden farklı ve güzel insanlar tarafından getirilen olağanüstü çözümler doğar. Eğer yeterince cesursan, onları bulabilirsin. Ve o zaman bu … hayatının macerasıdır.

Bu konu hakkında daha fazla okumak isterseniz lütfen buraya tıklayınız.

PinocchioTitlePage1902
Title page of an Italian edition from 1902.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR HYGEIA TURKEY 2020